Endüstriyel Tasarım Nedir ?


Aşağıdaki resme dikkatlice bakın. Ne görüyorsunuz? Vazo mu, yoksa insan yüzleri mi?

Görselin kaynağı: https://www.newworldencyclopedia.org/d/images/thumb/7/74/Cup_or_faces_paradox.svg/300px-Cup_or_faces_paradox.svg.png

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Vazo da deseniz, insan yüzleri de deseniz doğru cevap vermiş olacaksınız. “Rubin’in yüzü” ya da “Rubin’in vazosu” olarak bilinen bu resim, 1915’te Danimarkalı psikolog ve filozof Edgar John Rubin tarafından keşfedildi.

Peki, nasıl oluyor da bu resme bakan insanlar farklı şeyler görebiliyorlar? Cevap oldukça basit. Resme bakıldığında ne görüleceğini, kişinin nereye odaklandığı belirliyor. Resmin ortasına odaklanıldığında vazo, kenarlarına odaklanıldığında ise insan yüzleri görülüyor.  

Resimdeki illüzyon bununla da sınırlı değil. Her ne kadar resimde iki farklı şekil görmek mümkün olsa da aynı anda yalnızca tek şekil görülebiliyor. Yani, vazoya odaklanıldığında insan yüzleri görülemiyor. İnsan yüzlerine odaklanıldığında da vazo.

İşin en ilginç tarafıysa resimde aslında ne bir vazonun ne de insan yüzlerinin çizili olması. Beynimiz beyaz fon üzerinde siyah bir mürekkepten ibaret olan bu şekli algılar algılamaz hafızamızdaki en yakın şekillerle eşleştirmeye başlıyor ve resim üzerinde aslında olmayan şekilleri de görüyor.

Görselin kaynağı: https://media.giphy.com/media/l0MYII7ZjLVhZx4ze/giphy.gif

Edgard Rubin’in bu çarpıcı çalışmasına benzer şekilde insan davranışları üzerine araştırmalar yapan bir grup bilim insanı tarafından 1920’li yıllarda ilginç bir kuram ortaya kondu. “Algıda seçicilik” adını verdikleri bu kuramlarıyla; dış dünyada olan biten her şeyi uyarıcılar aracılığıyla algıladığımızı ve bu uyarıcılar ne kadar farklı özellik barındırıyorsa zihnimizdeki yansımalarının da o kadar farklı olduğunu öne sürdüler.

Örneğin; bir cismin renkli, hareketli veya ışıklı olması ya da yüksek ses çıkarması hemen dikkatimizi çeker. Üstelik sadece cisimlerin fiziksel özellikleri de değil; duygu durumumuz, tecrübelerimiz, o anki temel ihtiyaçlarımız da dikkatimizi doğrudan etkiliyor. Araba almaya karar verdiğimizde komşumuzun daha önce hiç gözümüze çarpmayan arabasına bir anda alıcı gözle bakmamızın da karnımız aç olduğunda yemek reklamlarının daha çok ilgimizi çekmesinin de ana sebebi işte bu seçici algımız.

Atalarımızın zorlu doğa şartlarında karşılarına çıkan tehlikelere karşı hayatta kalmak için geliştirdikleri bu beceri, bizler için günlük hayatta yaptığımız neredeyse tüm seçimlerimizin temel motivasyonu haline gelmiş durumda. Örneğin; alışveriş yaparken seçici algılarımızın yönlendirmesiyle çoğu zaman ihtiyacımız olmayan ürünleri de satın alabiliyoruz. Ya da satın alacağımız ürünün öncelikle kalitesini araştırmak yerine, şeklinin ya da renginin cazibesine kapılabiliyoruz. Kısacası, Neşet Ertaş ustanın da dediği gibi; cahiliz, dünyanın rengine kanıyoruz.  

Görselin kaynağı: https://i2.milimaj.com/i/milliyet/75/1200×675/5d8b0da45542840e90ec4d99.jpg

İşletmeler de kısa sürede bu gerçeğin farkına vardılar. Birinci dünya savaşı sonrasında teknolojinin verdiği yeni imkanlarla üretim yapmaya başlayan işletmeler, ne kadar çok ve kaliteli üretim yaparlarsa yapsınlar görünümleriyle müşterileri etkileyemeyen ürünlerin satılamadığını fark ettiler. Bunun üzerine, radikal bir değişikliğe giderek tüm satış stratejilerini bu kuram üzerine kurdular ve ürünlerini müşterilerin gözünde daha çekici kılabilmek için farklı şekil ve renklerde tasarlamaya yoğunlaştılar. Böylece “Endüstri” ile “Tasarım” birleşti ve şekilleriyle, renkleriyle, boyutlarıyla göz dolduran birbirinden yaratıcı endüstriyel tasarım ürünleri hızla üretilmeye başlandı.

Tüketiciler bu yeni ürünlere yoğun ilgi gösterdiler. Hatta o dönemde ortaya çıkan bazı ürünler bugün de ilk günkü popülerliklerini koruyorlar. Örneğin; 1929’da Mies Van der Rohe tarafından tasarlanan ünlü “Barcelona Chair”, piyasaya sürüldüğü günden beri tüketicilerin en çok tercih ettiği ürünler arasında. Benzer şekilde, 1946’da Amerikalı tasarımcı ve mimar Charles Eames tarafından tasarlanan ünlü “Long chair and Ottoman Replica” adlı koltuk ve yemek sandalyesi seti de zamana meydan okuyan endüstriyel tasarımlardan.

Soldan sağa: Barcelona Chair, Long Chair and Ottoman Replica.

Günümüzde ise endüstriyel tasarım ürünleri adeta elimiz ve ayağımız gibi hayatlarımızın temel birer parçaları haline geldiler. Öyle ki herhangi bir endüstriyel tasarım ürününü kullanmadan günü bitirmek neredeyse imkansız. Su içtiğimiz bardak, yemek yediğimiz tabak, taktığımız gözlük, giydiğimiz gömlek, kullandığımız telefon ve daha birçok ürün birer endüstriyel tasarım harikası.

Endüstriyel tasarım denince akla ilk olarak araç ve gereçlerin üretiminden önce çizilen eskizleri gelse de işin iç yüzüne baktığımızda karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Zira, bir endüstriyel tasarım ürünü sanattan teknolojiye, psikolojiden sosyolojiye, üretimden pazarlamaya varıncaya kadar birçok disiplinin ortak çalışması sonucu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, endüstriyel tasarım süreci sadece çizimden ibaret olmayıp aynı zamanda ürünün estetik özelliklerini ve işlevselliğini geliştirmeyi de içeren kapsamlı bir süreç.

Günlük hayatta kullandığımız ürünlerin zaman içinde daha kolay kullanılabilir hale gelmesinde de endüstriyel tasarımın bu çok disiplinli yapısının payı büyük. Örneğin, bir zamanlar ele avuca sığdıramadığımız cep telefonlarımız endüstriyel tasarımcıların yaratıcı elleri sayesinde bugün o kadar küçüldüler ki bıraktığımız yeri hatırlayabilmek için kendi numaramızı çaldırmak zorunda kalabiliyoruz. Aynı şekilde, bir zamanlar devasa boyutlarda olan ve kapladığı alan itibariyle evlerimizde ayrı oda açmayı düşündüğümüz bilgisayarlarımız da endüstriyel tasarımcıların çalışmaları sonucunda cepte taşınabilir hale geldiler.

Görselin kaynağı: https://www.zaytung.com/fotos/kivanc_velaptopu.jpg

Tasarım deyip geçmeyin. Tasarım, bir işletmenin müşterilerini etkilemek için elindeki en önemli silahtır. Aynı zamanda da en tehlikeli silah. İyi tasarlanmış bir ürün müşterilerin kalplerini tam ortadan vurur ve o işletmeyi sektörünün zirvesine taşır. Kötü tasarıma sahip bir ürün ise serseri kurşun gibidir, nereyi vuracağı belli olmaz.

Tasarım üzerinde yapılacak küçücük bir değişiklik bile bir işletmenin ticari hayatını kabusa çevirebilir. Dünyaca ünlü meyve suyu üreticisi Tropicana’nın yakın zamanda yaşadığı tecrübe, bunun en çarpıcı örneklerinden.

Tropicana, 2009 yılında yıllardır kullandığı portakal suyu ambalajını yenilemeye karar verdi. Portakal figürünün üzerinde Tropicana logosunun yer aldığı eski ambalajın yerine, ambalajın ön tarafını kaplayan bir bardak ve bardağın yanında da daha modern bir fontla yazılı Tropicana logosunun olduğu yeni ambalajlı ürünlerini piyasaya sürdü. 

Görselin kaynağı: https://tr.pinterest.com/pin/241927811218842926/

Tropicana yetkilileriyeni tasarlanan ambalaja o kadar güveniyorlardı ki ambalajı tanıtmak için 35 milyon dolarlık dev bir kampanya bile yaptılar. Ancak, satışlar beklentilerin aksine %20 düştü ve şirket sadece 2 ay içinde 30 milyon dolar kaybetti. Bu düşüşün ardından araştırma başlatan Tropicana yetkilileri sorunun kaynağını kısa sürede buldu. Satışlardaki düşüşün nedeni, müşterilerin yeni ambalajlı ürünü tanıyamamalarıydı.

Müşteriler eski logoya alışıklardı. Ürünün üzerinde yer alan o yıllardır ezbere bildikleri fontla yazılı Tropicana logosunu göremeyen müşteriler, “Acaba ürünün içeriği de değişti mi?” diye tereddütte kalarak başka markalı ürünlere yönelmişlerdi. Bunun üzerine Tropicana 1 ay içinde eski ambalajına döndü ve yüksek satış trendini tekrar yakaladı.

Tasarımın ürün satışlarına olan etkisine bir başka çarpıcı örnek de İskandinavya’dan verelim. Evlerimizin her şeyi IKEA da başarısını tasarımına borçlu.  

Görselin kaynağı: https://i.pinimg.com/originals/5a/a6/9b/5aa69bb54f174ce227e75406675e6f80.jpg

IKEA, Ingvar Kamprad tarafından 1943 yılında önceleri kalem, cüzdan, resim çerçevesi, masa, saat ve mücevher satmak için kuruldu. Süreç içinde ürün portföyünü genişleten IKEA, mobilya sektöründe de seri üretime başladı. Takvimler 1956’yı gösterdiğinde yaşanan bir olaydan sonra ise IKEA’nın kaderi tamamen değişti.

Başlangıçta geleneksel çizgide tasarımlarla üretim yapan IKEA’nın ürünleri hacimce çok büyüktü ve nakliye esnasında kırılabiliyordu. Bu durum IKEA’yı özellikle uluslararası nakliyelerde çok zor durumda bırakıyordu. Uykularını kaçıran bu soruna çözüm arayan Kampvard, çareyi adeta gökte ararken yerde buldu.     

IKEA tasarımcılarından Gillis Lundgren, ürettikleri büyük yemek masalarını kamyonlara yükleyemediklerini söyleyerek Kamprad’ı bir gün depoya çağırdı. Depoya gelen Kampvard gördüğü manzara karşısında şaşkına dönmüştü. Taşımacılar, ürünleri nakliye araçlarına bir türlü yükleyemiyorlardı. Saatler süren uğraşın sonunda tasarımcı Lundgren’in aklına parlak bir fikir geldi. Taşımacılara, “Masanın bacaklarını sökün ve tüm parçaları kamyonların en alt yerlerine yerleştirin.” dedi. İşte o an, Kamprad’ın hayatının dönüm noktasıydı. Sorun çözülmüş, kabus bitmişti.

O günden sonra IKEA’da “Demonte mobilya” dönemi başladı. Artık, tüm ürünler hem yassı kolilere sığacak hem de müşteriler tarafından kolayca monte edilebilecek şekilde parçalar halinde tasarlanıp üretiliyordu.

Görselin kaynağı: https://media.giphy.com/media/9BpWgmpaKDFfi/giphy.gif

Bu yöntem, şirketin depo alanlarını arttırdığı gibi aynı zamanda müşterilere de mağazalara gelerek bizzat mobilyaları teslim alma imkanı veriyordu. Böylece IKEA’nın hem üretim maliyetleri hem de taşıma maliyetleri düştü. Bir taşla iki kuş!

Bu gelişmelerden sonra dünyada üretim maliyetleri en düşük marka olmayı başaran IKEA, fiyat politikasında da revizyona gitti ve maliyetleri düşen ürünlerini daha ucuz fiyatlarla müşterilerine sunmaya başladı.  40 ülkedeki toplam 338 mağazasıyla yılda yaklaşık 50 milyar dolar gelir elde eden bir mobilya devi haline gelen Kamprad’ın IKEA’sı, tasarımın sadece görüntüden ibaret olmadığının adeta kanıtı niteliğinde.  

Görselin kaynağı: https://www.ikea.com/images/3c/f8/3cf86ecfef5c3e9156b6432208c59504.png

Örnekleri artırmak mümkün. Peki, dünyada giderek artan bir değere sahip olan endüstriyel tasarım ekosistemi içinde Türkiye ne durumda?

Son yıllarda özellikle elektronik ve otomotiv sektörlerinde yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye de endüstriyel tasarım ekosisteminde yavaş yavaş yerini almaya başladı. 2020 yılında Dünya Tasarım Sıralaması (WDR) kapsamında 108 ülkeyle yarışan Türkiye; 14 platin, 83 altın, 135 gümüş, 139 bronz ve 157 demir ödülle toplamda 1.770 puan toplayarak 9.sırada yer aldı.

Görselin kaynağı: http://www.worlddesignrankings.com/#home

Bu çalışmalar elbette çok kıymetli. Diğer yandan; her ne kadar tasarım alanında büyük bir potansiyele sahip olsak da potansiyelimizi tam olarak kullanamadığımız da acı ama gerçek. Bir başka deyişle, tasarım alanında büyük bir madenimiz var; ama çok azını işleyebiliyoruz.  

Bunun da ana sebebi, endüstriyel tasarımın öneminin ülkemizde tam olarak anlaşılamamış olması. Yapılan araştırmalara göre, Türkiye’deki işletmeler endüstriyel tasarımın ne olduğu ve endüstriyel tasarımcıyı nerede, ne şekilde istihdam edecekleri konularında maalesef net bilgiye sahip değiller.

KOBİ’lerimizin orijinal ürünler tasarlayarak dünya pazarında söz sahibi olmak yerine, yurt dışında yapılan tüketici fuarlarında en çok ilgi gören ürünleri taklit etmeyi ya da rakiplerinin en çok satan ürünlerinin benzerlerini yapmayı tercih etmeleri de potansiyelimizin ortaya çıkmasının önündeki bir başka engel olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki bu şekilde günü kurtarmaktan öteye geçilemiyor. Başlangıçta karlı gibi gözüken bu tercihin uzun vadedeki faturası çok ağır olabiliyor. Özellikle taklit edilen tasarımların gerçek hak sahipleri tarafından açılan davalarda yüksek miktarda tazminat ödeme tehlikesiyle karşı karşıya kalan KOBİ’lerimiz için durum çok daha vahim bir hal alabiliyor.

Ama bu tabloyu tersine çevirmek hiç de zor değil. Yeter ki haklarımızın bilincinde olalım ve gereken tedbirleri alalım. Endüstriyel tasarım hakkı nedir, kimler hak sahibi olabilir, hak ihlallerinde neler yapılabilir, bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız kemerlerinizi bağlayın; sizi keyifli bir yolculuğa çıkaracağız.

Görselin kaynağı: https://media.giphy.com/media/mIMsLsQTJzAn6/giphy.gif

Tescilli ve Tescilsiz Tasarımlar

Endüstriyel tasarımlar, Türk Patent ve Marka Kurumu’na (Bundan sonra kısaca “TÜRKPATENT” şeklinde ifade edeceğiz.) başvuru yapılarak tescil edilmesi halinde “Tescilli tasarım”, bu başvuru yapılmaksızın ilk kez kamuya sunulmuş olmaları halinde ise “Tescilsiz tasarım” olarak korunurlar.

Endüstriyel tasarımlarla ilgili ülkemizdeki temel düzenleme 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’dur. (Bundan sonra kısaca “Kanun” olarak ifade edeceğiz.) Kanunun sağladığı geniş kapsamlı korumadan yararlanmak için endüstriyel tasarımın TÜRKPATENT tarafından tescil edilmesi gerekiyor. Bunun için de belli kurallar dahilinde TÜRKPATENT’e başvuru yapılması gerekiyor.  

Görselin kaynağı: https://www.turkpatent.gov.tr/TURKPATENT/resources/temp/63ACC0F5-87A3-47ED-9419-115D66B103C0.jpg

Kimler Tescil Başvurusunda Bulunabilir?

Kanuna göre:

  • Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları.
  • Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yerleşim yeri olan veya sınai ya da ticari faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişiler.
  • Paris Sözleşmesi veya Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri dahilinde başvuru hakkına sahip kişiler.
  • Karşılıklılık ilkesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere sınai mülkiyet hakkı koruması sağlayan devletlerin uyruğundaki kişiler,

Türkiye’de endüstriyel tasarım tescil başvurusu yapma hakkına sahipler. Dilerseniz başvurunuzu, TÜRKPATENT tarafından tutulan sicile kayıtlı bir marka vekili ya da patent vekili aracılığıyla da yapabilirsiniz.

Kanunda sayılan kişilerden biriyseniz veya bir marka vekili veya patent vekili ile birlikte çalışıyorsanız; Kanunun 61. Maddesinde sayılı belgeleri TÜRKPATENT’in resmi web sitesi “Turkpatent.gov.tr” üzerinden e-imza ya da mobil imzayla online olarak gönderip gerekli ücreti de ödeyerek endüstriyel tasarım tescil başvurusu yapabilirsiniz.

Bu işlemin e-devlet kapısı üzerinden yapılması da mümkün. E-devlet şifrenizle giriş yaptıktan sonra arama bölümüne “TÜRKPATENT” yazıp karşınıza çıkan yönergeleri takip ederek de başvuru yapabilirsiniz.

Görselin kaynağı: https://cdn.e-devlet.gov.tr/themes/ankara/images/fb-share-v01.jpg

Başvuru Sonrası Yapılan İşlemler

Gelelim başvuru sonrasındaki işlemlere. Sisteme girişi yapılan başvurular TÜRKPATENT tarafından bir dizi incelemeye tabi tutuluyor. Öncelikle başvuru belgelerinde eksiklik olup olmadığı inceleniyor. Eksiklik varsa bunu gidermesi için başvuru sahibine 2 ay süre veriliyor. Herhangi bir eksiklik yoksa başvuru bu kez Kanunun 64/6. Maddesi kapsamında incelemeye alınıyor. Buna göre endüstriyel tasarım başvurusunun:

  • Tasarım veya ürün tanımına uygun olması,
  • Kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı olmaması,
  • Kanunun 3. maddesi kapsamına giren gerçek veya tüzel kişiler tarafından başvuru yapılması,
  • Paris Sözleşmesinin 2. mükerrer 6. maddesi kapsamında yer alan hükümranlık alametleri ile bu kapsam dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, dinî, tarihî ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği işaretlerin, armaların, nişanların veya adlandırmaların uygunsuz kullanımını içermemesi,
  • “Yenilik” ve “Ayırt edicilik” niteliklerine sahip olması,

Kriterlerinin tamamını taşıması gerekiyor. Bunlar arasında “Yenilik” ve “Ayırt edicilik” kriterleri oldukça önemli. Zira, endüstriyel tasarım tescil başvurularının büyük bir bölümü bu kriterleri sağlamadıkları için reddediliyor. İki kriteri ayrı ayrı tanımlayacak olursak:

  • Yenilik kriteri: Bir endüstriyel tasarımın aynısı; tescilli tasarım için başvuru veya rüçhan tarihinden önce, tescilsiz tasarım için tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten önce, dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamış ise o tasarım “Yeni” kabul ediliyor.
  • Ayırt edicilik kriteri: Bu kriter içinse bir tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenimin, tescilli tasarım için başvuru veya rüçhan tarihinden önce, tescilsiz tasarım için tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten önce, kamuya sunulmuş herhangi bir tasarımın aynı kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimden farklı olması gerekiyor.

Her iki tanımlamada da adı geçen “Kamuya sunma” konusunda ise geniş imkanlar mevcut. Sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetlerin tümü kamuya sunma olarak değerlendiriliyor.

İnceleme sonunda başvurunun bu kriterleri taşımadığı kanaatine varılırsa başvuru reddediliyor. Bu karara karşı başvuru sahibinin kararın kendisine tebliğinden itibaren 2 ay içinde gerekçeli ve yazılı olarak TÜRKPATENT’e itiraz etme hakkı var.

TÜRKPATENT tarafından yapılacak inceleme sonunda başvurunun tüm kriterlere uygun olduğu tespit edilirse, tescil kararı veriliyor ve bu karar TÜRKPATENT’in resmi bülteninde yayımlanıyor. Tescil ve yayımla birlikte yolu yarılamış oluyoruz. Ama dikkat, henüz her şey bitmiş değil!

Görselin kaynağı: https://thumbs.gfycat.com/PaltryRareJuliabutterfly-size_restricted.gif

Tescile İtiraz ve Koruma Süresi

Tescil ve yayımdan itibaren 3 ay boyunca, üçüncü kişilerin Kanunun 67. maddesi kapsamında tescile itiraz etme hakları var. Bu itiraz TÜRKPATENT tarafından yapılacak inceleme sonunda haklı bulunursa, tasarımın tescili hükümsüz kılınıyor. Yani yapılan bunca işlem başından itibaren geçersiz oluyor. Bu karardan sonra tescil işlemlerine devam edilmek istenirse, kararın tebliğinden itibaren 2 ay içinde kararın iptali için Ankara Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde dava açmak gerekiyor.  

Diğer ihtimalde, yani tescil kararına herhangi bir itiraz edilmemesi durumunda, tasarımının tescili kesinleşiyor. Bu andan sonra koruma süresi boyunca tasarıma dair Kanunun sağladığı tüm haklar kullanılabilir. Örneğin; tasarım hakkı belli bir bedel karşılığında devredilebilir, üçüncü kişilere lisans verilebilir, borca karşılık teminat olarak gösterilebilir, hatta miras olarak da bırakılabilir.

Yeri gelmişken hemen belirtelim; tescilli tasarımların koruma süresi, başvuru tarihinden itibaren 5 yıldır. Bu süre 5’er yıllık dönemler halinde 25 yıla kadar uzatılabilir.

Başvuru ve tescil aşamalarını tamamladık. Bundan sonra tasarımınızın tüm kaderi sizin elinizde. Şunu sakın unutmayın; tasarımınızı TÜRKPATENT’e tescil ettirmiş olmanız, tasarım hakkınıza kimsenin saldırmayacağı anlamına gelmiyor.  Böyle bir durumla karşılaştığınızda Kanun sizi korumak için tek bir adım bekliyor; o da yasal yollara başvurmanız.

Tasarım Hakkına Tecavüz

Kanunun 81.maddesine göre tasarım hakkına tecavüz sayılan eylemler şöyle:

  • Tasarım sahibinin izni olmaksızın Kanun hükümlerine göre koruma kapsamındaki bir tasarımın kullanıldığı veya uygulandığı ürünün aynısını veya genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzerini üretmek, piyasaya sunmak, satmak, sözleşme yapmak için öneride bulunmak, ticari amaçla kullanmak veya bu amaçlarla bulundurmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak,
  • Tasarım sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek.
  • Tasarım hakkını gasp etmek.

Kanun, bu durumlarda hak sahiplerine çeşitli imkanlar sunuyor. Bu eylemlerden biriyle karşı karşıya kalan hak sahipleri, dava yoluyla;

  •  Tecavüzün tespiti,
  • Tecavüzün durdurulması ve önlenmesi,
  • Tecavüzün giderilmesi,
  • Maddi ve manevi tazminat,
  • Tedbir kararı verilmesi,
  • Verilen kararların kamuya ilan edilmesi,

Taleplerinde bulunabilirler. Burada hemen bir parantez açalım: Tasarım hakkına saldırıda bulunan kişi, tasarım tescil başvurusundan ve kapsamından haberdar edilmişse başvurunun yayımlanmış olmasına bakılmıyor. Mahkeme tarafından saldırıda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna karar verilirse, yayımdan önce de saldırının varlığı kabul ediliyor.

Kanun bu kadar imkan tanımasına rağmen saha çalışmalarımız sırasında yargılama masraflarının çok tutacağı düşüncesiyle yasal yollara başvurulmadığını ve bunca emekle sahip olunan hakların saldırıya uğramaya devam ettiğini üzülerek gözlemliyoruz. Halbuki tasarım hakkı kullanılarak elde edilebilecek kazancın yanında, sahip olunan bu hakkı korumak için başvurulacak yasal yolların maliyeti mukayese edilemeyecek derecede az olacaktır. Kısacası; hakkınızı koruyun ve karlı çıkan siz olun.

Görselin kaynağı: https://i.gifer.com/BrB4.gif

Gördüğünüz gibi endüstriyel tasarım;  yenilikçi ürünleri, sistemleri, hizmetleri ve deneyimleri ortaya çıkaran ve insanlara daha iyi bir yaşam kalitesi sunan uzun soluklu bir yolculuk. Aynı zamanda, yeryüzünde tek bir insan kalana dek de sürecek bir yolculuk. Zira, gelecekte de insanların birçok ürüne ihtiyacı olacak ve endüstriyel tasarımcılardan da bu ürünleri olabildiğince hızlı ve kullanışlı olarak tasarlamaları istenecek. Bilim ve teknolojideki gelişmeler daha da hızlanacak ve endüstriyel tasarımlar gelecekte en değerli varlıklar arasında yerlerini alacaklar.

Heyecan verici zamanlarda yaşıyoruz. “Yok artık!” diyerek hayretler içinde izlediğimiz bilim-kurgu senaryolarının birbiri ardına gerçekleştiğini keyifle izleyeceğimiz günler çok yaklaştı. Ama alarm zilleri de şimdiden çalıyor. O günler geldiğinde geride kalmak istemiyorsak şimdiden tasarım ekosisteminde kalıcı bir yer edinmemiz gerekiyor. İstediğimiz ve emek verdiğimiz sürece hedefe ulaşmamamız için hiçbir neden yok.

Böylece yazımızın sonuna geldik. Konuyla ilgili merak ettiğiniz diğer hususları web sitemizin iletişim bölümünden bizlere ulaştırabilirsiniz. 

 

 

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Bayrak Hukuk
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.