Doğa fotoğrafçılığı yapan ve koleksiyonuna yeni fotoğraflar eklemek isteyen David Slater adında bir fotoğrafçının yolu 2011 yılında Endonezya’nın balta girmemiş ormanlarına düştü.

Slater, ormanın içinde çekim yaparken daha gerçekçi kareler yakalamak için fotoğraf makinesini çalışır halde bırakarak tripodunun üzerine koydu ve çekim alanından uzaklaştı. İşte, ne olduysa o anda oldu! Slater’ın yokluğunu fırsat bilen meraklı bir makak maymunu, tripodun yanına geldi ve hayatında ilk kez gördüğü fotoğraf makinesini kurcalamaya başladı. Kısa bir süre sonra Slater’ın kendisini izlediğini fark etti ve kaçarak ormanın derinliklerinde kayboldu.
Günün sonunda çekimlerini tamamlayan Slater, dinlenmek üzere konakladığı oteline döndü. Her zaman yaptığı gibi gün içinde yaptığı çekimleri kontrol ettiğinde ise büyük bir sürprizle karşılaştı: Sıcacık bir selfi! Sevimli dostumuz, fotoğraf makinesini kurcalarken yanlışlıkla deklanşöre basarak kendi fotoğrafını çekmişti.

Slater, bu neşeli kareyi “Monkey selfie” adıyla yayımladı. Fotoğraf kısa sürede dünya çapında büyük bir üne kavuştu ve sevimli dostumuz, posterleri her yeri süsleyen yıldızlardan biri oldu. Her yıldız gibi onun da bir sahne ismi vardı artık: “Naruto”.
Slater için başlarda her şey iyi gidiyordu. Ancak, fotoğrafın olağanüstü bir üne kavuşması, hayvan hakları savunucusu PETA’yı da harekete geçirdi ve Slater, hiç beklemediği bir anda kendisini telif hukuku tarihinin belki de en ilginç davasının içinde buldu.

PETA; fotoğrafın Naruto tarafından çekildiğini, Slater’ın buna herhangi bir katkısının olmadığını, dolayısıyla fotoğrafa ilişkin telif haklarının da Naruto’ya ait olduğunu ve fotoğraftan elde edilen tüm gelirin Naruto’ya verilmesi gerektiğini ileri sürerek Slater’a yüklü bir tazminat davası açtı. Davadan elde edilecek tüm gelirin Naruto ve ailesine harcanacağını ilan etti.
Slater ise mahkemeye sunduğu savunmasında; fotoğrafı Naruto çekmişse bile çekim için gerekli olan tüm malzemelerin kendisine ait olduğunu; tripodun yeri, kadrajın açısı, fotoğrafın renkleri gibi tüm unsurları kendisinin belirlediğini, dolayısıyla fotoğrafın telif haklarının da kendisine ait olması gerektiğini iddia etti. Yargılama 28 Ocak 2016 tarihinde sonuçlandı ve mahkeme mevcut Amerikan yasaları uyarınca bir maymunun telif hakkı sahibi olmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle Slater’ı haklı buldu. PETA, Naruto aleyhine verilen bu kararı ABD Yargıtay’ına taşıdı. 2017 yılında Mahkemenin verdiği karar, ABD Yargıtay’ı tarafından da onandı ve böylelikle 6 yıl süren bu ilginç dava sonlanmış oldu.
Bir doğa aşığı olan ve yaşananlardan büyük üzüntü duyan Slater davayı kazanmış olmasına rağmen örnek bir davranış sergiledi ve fotoğraftan elde edilecek tüm gelirin %25’ini Naruto için kullanılmak üzere PETA’ya bağışladığını açıkladı. Sonucu merakla beklenen bu dava her ne kadar Naruto’nun aleyhine sonuçlansa da bir hayvanın telif haklarına sahip olup olmayacağının sorgulandığı ilk dava olarak da tarihe geçti.

Davanın ardından tüm dünyada yeni bir tartışma başladı. Bir maymunun çektiği selfi işleri buralara kadar getirebiliyorsa; insanların çektikleri selfiler acaba hangi hukuki sorunları doğurabilir? Akıllara gelen bu sorunun ardından, gözler her saniye sayısız selfinin paylaşıldığı sosyal medya uygulamalarına çevrildi.
Global ölçekte faaliyet yürüten sosyal medya ajansları “We Are Social” ve “Hootsuite” tarafından yayımlanan 2020 Dünya İnternet Kullanımı ve Sosyal Medya İstatistikleri Raporu’na göre; bugün aktif olarak Facebook, Instagram, Youtube, Whatsapp, Twitter vb. herhangi bir sosyal medya uygulamasını kullanmayan birine rastlamak çok zor.

Üstelik, sosyal medyadaki hak ihlalleri sadece selfilerle de sınırlı değil. Telif hakkına konu olabilecek resimler, şiirler, besteler vb. birçok eser; günümüzün teknik imkanlarıyla çok kısa sürede kopyalanıp çoğaltılabiliyor ve kitlelerin erişimine sunulabiliyor. Teknoloji çalışmalarıyla her ne kadar hayatı kolaylaştırmak hedeflense de, evdeki hesap bazen çarşıya uymuyor ve telif hakları doğrudan hedef haline gelebiliyorlar.
Bu tehlikeyle karşılaşan kişilerin, her şeyden evvel hangi haklara sahip olduklarını bilmeleri büyük önem taşıyor. Eser nedir, eser sahibi kimdir, eser sahibinin hakları nelerdir, bu haklar ihlal edilirse hangi yaptırımlarla karşı karşıya kalınır, bu soruların cevaplarını merak ediyorsanız; kemerlerinizi bağlayın, sizi keyifli bir yolculuğa çıkaracağız.

Eser Nedir?
Ülkemizde telif hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (Bundan sonra kısaca “Kanun” şeklinde ifade edeceğiz.) kapsamında düzenlenmiştir. Telif haklarının temel koruma konusu, fikirsel bir çabayla ortaya çıkarılarak somutlaşmış durumda olan, sahibinin hususiyetini taşıyan ve Kanunun “Eser” olarak nitelendirdiği ürünlerdir.
İşe tanımlarla başlayalım. Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan güncel Türkçe sözlükte “Eser” sözcüğü: “Emek sonucu ortaya konan ürün, yapıt.” olarak tanımlanıyor.
Kanunun 1/B maddesinde ise eser; “Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleri”şeklinde tanımlanıyor.
Şimdi, “ee bunun ne önemi var?” diyebilirsiniz. İşin sırrı, İki tanım arasındaki farkta gizli. Türk Dil Kurumu’nun tanımında vurgulanan unsur “Emek” iken; Kanunun tanımında “Sahibinin hususiyetini taşımak” olgusu ön plana çıkıyor. Yani Kanuna göre bir ürüne emek harcanıyor oluşu, onun tek başına eser olarak kabul edilmesi için yeterli değil. Bir ürünün Kanun kapsamında eser olarak korunabilmesi için:
- Fikirsel bir çaba sonucu ortaya çıkması,
- Sahibinin hususiyetini taşıması,
- Kanunda tanımlanan eser çeşitlerinden birine dahil olması,
gerekiyor. Bu 3 kriter oldukça önemli.

Bunlar arasında en dikkat çekici olanıysa sahibinin hususiyetini taşıma kriteri. Kısaca bahsedecek olursak; Kanuna göre her eserin, onu meydana getirenin özelliklerini yansıtması gerekiyor. Fikirsel çaba sonucu ortaya çıkan bir ürünün sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığını tespit etmek için farklı yöntemler var. Ürünün sahibinin belirlenebilir olması, ürünün orijinal olması, ürünün standardın üzerinde bir çabayla ortaya çıkmış olması vb. gibi unsurlara bakılarak ürünün sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığına karar veriliyor.
Gelelim diğer kritere. Bir ürünün Kanun kapsamında eser olarak nitelendirilmesi için Kanunda sayılan eser çeşitlerinden birine dahil olması gerekiyor. Bunlar; ilim edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri, işlenme eserler ve derlemeler şeklinde gruplanmış durumda. Şimdi, bu gruplarda hangi eserlerin yer aldığına kısaca göz atalım.
İlim ve edebiyat eserleriyle başlıyoruz.

İlim ve Edebiyat Eserleri
Kanunda ilim ve edebiyat eseri olarak korunan eserler şöyle:
- Herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler ve her biçim altında ifade edilen bilgisayar programları ve bir sonraki aşamada program sonucu doğurması koşuluyla bunların hazırlık tasarımları,
- Her nevi rakıslar, yazılı koreografi eserleri, Pandomimalar ve buna benzer sözsüz sahne eserleri,
- Bedii vasfı bulunmayan her nevi teknik ve ilmi mahiyette fotoğraf eserleriyle, her nevi haritalar, planlar, projeler, krokiler, resimler, coğrafya ve topoğrafyaya ait maket ve benzerleri, her çeşit mimarlık ve şehircilik tasarım ve projeleri, mimari maketler, endüstri, çevre ve sahne tasarım ve projeleri.
Sırada musiki eserler var.

Musiki Eserler
Musiki eserler, “Her nevi sözlü ve sözsüz besteler” olarak tanımlanıyor. Tanım bu olmakla birlikte, bazı müzik türlerinin bu kategoriye girip girmediği konusunda tereddüt yaşandığını gözlemliyoruz. Özellikle de günümüzde hatırı sayılır bir çıkış yakalayan elektronik müzik alanındaki ürünler, bu tartışmanın odağında yer alıyor. Neredeyse hiç canlı enstrüman kaydının kullanılmadığı, alışılageldik şekilde belli bir armonik düzende bestelenmeyen ve el emeği yerine büyük oranda bilgisayarlar ve elektronik cihazlar yardımıyla yapılan bu şarkıların Kanun kapsamında “Musiki eseri” olup olmadığı konusunda müzisyen müvekkillerimizden sıklıkla sorular alıyoruz.

Kısa bir değerlendirme yapacak olursak; insan eliyle çalınan bir müzik aleti olmadan da ortaya bir beste çıkarılması mümkün. Örneğin; efekt olarak kullanılan ve elektronik ortamda üretilen sesler, insan sesleri, doğada bulunan başta hayvan sesleri ve bunlara benzer daha birçok seslerden yararlanılarak da beste yapılabilir. Bir ürünün Kanun kapsamında musiki eseri olarak korunabilmesi için o ürünün belli bir melodi, armoni veya ritim kuralını içermesi gerekmiyor. Dolayısıyla, elektronik müzik kategorisindeki besteler de Kanun kapsamında musiki eser olarak korunuyorlar.
Güzel sanat eserleriyle devam ediyoruz.

Güzel Sanat Eserleri
Güzel sanat eserleri, estetik değere sahip olan;
- Yağlı ve suluboya tablolar; her türlü resimler, desenler, pasteller, gravürler, güzel yazılar ve tezhipler, kazıma, oyma, kakma veya benzeri usullerle maden, taş, ağaç veya diğer maddelerle çizilen veya tespit edilen eserler, kaligrafi, serigrafi,
- Heykeller, kabartmalar ve oymalar,
- Mimarlık eserleri,
- El işleri ve küçük sanat eserleri, minyatürler ve süsleme sanatı ürünleri ile tekstil, moda tasarımları,
- Fotoğrafik eserler ve slaytlar,
- Grafik eserler,
- Karikatür eserleri,
- Her türlü tiplemeler.
şeklinde sıralanıyor. Tanımda da vurgulandığı üzere, bir ürüne güzel sanat eseri diyebilmek için her şeyden evvel o ürünün “Estetik bir değere sahip olması” gerekiyor. Bir başka deyişle; bir ürün ancak estetik bir değeri varsa güzel sanat eseri olabilir. Her sanat dalının kendi içinde farklı kuralları vardır. Bir eserin estetik değere sahip olması için bu kurallara da uyması gerekir. Örneğin; resim sanatı portre, natürmort, soyut, figür, enteriyör vb. farklı türlere ayrılır. Her bir türün de kendine özgü kuralları vardır. Dolayısıyla, her çizim bir resim olmadığı gibi Kanun kapsamında güzel sanat eseri de değildir.
Sinema eserleriyle devam ediyoruz.

Sinema Eserleri
Kanunda sinema eseri, “her nevi bedii, ilmi, öğretici veya teknik mahiyette olan veya günlük olayları tespit eden filmler veya sinema filmleri gibi, tespit edildiği materyale bakılmaksızın, elektronik veya mekanik veya benzeri araçlarla gösterilebilen, sesli veya sessiz, birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisidir.”şeklinde tanımlanıyor.
Burada çok önemli bir husus var. Kanun, çekilen her filmi sinema eseri olarak korumuyor. Bir filmin sinema eseri olarak korunabilmesi için o filmin:
- Yönetmeninin ve senaristinin olması,
- Kanunun 8/11. Maddesindeki tanıma uygun olarak eser sahiplerinin bulunması,
- Sahiplerinin hususiyetlerini taşıması (Bu konuya yukarıda değinmiştik.)
gerekiyor. Bu noktada şunu da hatırlatmakta fayda var; bir filmin sinema eseri olarak korunabilmesi için senaryosunun mutlaka diyaloglardan oluşması da gerekmiyor. Filmin sahnelerini ve akışını gösteren yazılı bir metnin olması yeterli görülüyor. Unutulmaz sanatçı Charlie Chaplin’in içinde hiç diyalog olmayan sessiz filmleri, bunun en tipik örnekleri.

İşlenme Eserler ve Derlemeler
Son olarak işlenme eserler ve derlemelerden bahsedelim. “İşlenme eser” kavramı, “Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsulleri” şeklinde tanımlanıyor. Kanun kapsamında işlenme eser olarak korunan eserler şöyle:
- Tercümeler,
- Roman, hikaye, şiir ve tiyatro piyesi gibi eserlerden birinin bu sayılan nevilerden bir başkasına çevrilmesi,
- Musiki, güzel sanatlar, ilim ve edebiyat eserlerinin film haline sokulması veya filme alınmaya ve radyo ve televizyon ile yayıma müsait bir şekle sokulması,
- Musiki aranjman ve tertipleri,
- Güzel sanat eserlerinin bir şekilden diğer şekillere sokulması,
- Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması,
- Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi,
- Henüz yayımlanmamış olan bir eserin ilmi araştırma ve çalışma neticesinde yayımlanmaya elverişli hale getirilmesi,
- Başkasına ait bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması,
- Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya herhangi bir değişim yapılması,
- Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları.
İşlenme eserler, başta sözünü ettiğimiz sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen telif hakkı ihlalleri bakımından çok büyük öneme sahip. Zira, sosyal medya kullanıcılarının bir başka kullanıcının paylaştığı içeriği kullanarak oluşturdukları yeni içerikler de işlenme eser niteliğinde. Dolayısıyla, sosyal medya platformlarında paylaşım yaparken çok dikkatli olmalısınız. Güzel bulduğunuz içerikleri yakınlarınızla paylaşmak gibi masum bir amaçla bile olsa bir başka kullanıcıya ait ve eser niteliği taşıyan bir içeriği o kullanıcıdan izin almaksızın kendi hesabınızda paylaştığınızda diğer kullanıcının haklarını ihlal edebilirsiniz.
Buraya kadarki yolculuğumuzda; eser nedir ve eser türleri nelerdir, konularına kısaca göz attık. Şimdi de eser sahibi kimdir ve hangi haklara sahiptir, bu hakların ihlal edilmesi halinde hangi yasal yollara başvurulabilir, sorularıyla yolculuğumuza devam ediyoruz. İlk soruyla başlıyoruz. Eser sahibi kimdir?

Eser Sahibi Kimdir?
Kanunun 8.maddesine göre; eser sahibi, eseri meydana getiren kişidir. Bir eserin Kanun kapsamında korunabilmesi için mutlaka bir sahibinin olması gerekir. Eser sahibi tek bir kişi olabileceği gibi birden fazla da olabilir. Kanundaki tanımda eseri “Meydana getirmek” olgusuna vurgu yapıldığından, eser sahibi mutlaka gerçek kişi olmak zorundadır. Tüzel kişiler eser sahibi olamazlar.
Sinema eserlerinde ise eser sahipliği birden fazla kişiye aittir. Yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler.
Peki, eser sahibi hangi haklara sahiptir? Eser sahibinin, meydana getirdiği eseri üzerindeki haklarını mali ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayırıyoruz.
Eser Sahibinin Mali Hakları
- İşleme hakkı: Eseri işlemek suretiyle eserden faydalanma hakkıdır.
- Çoğaltma hakkı: Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkıdır.
- Yayma hakkı: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, ithal veya ihraç etmek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkıdır.
- Temsil hakkı: doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkıdır.
- İşaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim hakkı: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayımlanması ve yayımlanan eserlerin bu kuruluşların yayımlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayımlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkıdır.
Eser Sahibinin Manevi Hakları
- Umuma arz hakkı: Bir eserin umuma arz edilip edilmemesini, yayımlanma zamanını ve tarzını münhasıran eser sahibi belirler.
- Eser sahibinin adını belirtme hakkı: Eseri, sahibinin adı veya müstear adı ile yahut adsız olarak, umuma arz etme veya yayımlama hususunda karar verme yetkisi münhasıran eser sahibine aittir.
- Eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı: Eser sahibinin izni olmadıkça eserde veya eser sahibinin adında kısaltma, ekleme veya başka değiştirme yapılamaz.
- Eser sahibinin malik ve zilyede karşı hakları: Eser sahibi, gerekli durumlarda, aslın maliki ve zilyedinden, koruma şartlarını yerine getirmek kaydıyla, bazı güzel sanat eserlerinin, yazarlarla bestecilerin el yazısıyla yazılmış eserlerinin asıllarından geçici bir süre için yararlanmayı talep etme hakkına sahiptir. Eser sahibinin bu hakkı, bu eserlerin ticaretini yapanlar tarafından eseri satın alan veya elde eden kişilere müzayede ve satış kataloğu veya ilgili belgelerle açıklanır.
Koruma Süresi
Peki, eser sahibinin hakları ne zamana kadar korunur? Kanunun sağladığı koruma, eser sahibi yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl geçmekle son bulur. Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde ise koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıldır.

Hakların Devri
Bir senaristin senaryolarından, müzisyenin bestelerinden, ressamın resimlerinden gelir elde etmek istemesi gayet doğaldır. Bunun için de eser sahibinin haklarının kullanılmasına belli bir prosedüre göre izin vermesi gerekir.
Bu izin genellikle hakların devredilmesi yoluyla verilir. Bu noktada da ikili bir ayrım söz konusu. Mali haklar devredilebilirken manevi haklar devredilemezler. Eser sahibi eserine kişiliğini de yansıtır. Bu sayede kendisiyle eseri arasında manevi bir bağ oluşur. Bu bağın ortadan kalkması mümkün olmadığı için manevi haklar devredilemezler. Manevi haklardan herhangi bir sözleşme ile feragat edilmesi de mümkün değildir.
Mali haklar ise eser sahibinin eserinden kazanç elde etmesini sağlayan haklardır. Dolayısıyla, Kanuna uygun şekilde olmak kaydıyla mali hakların üçüncü kişilere devri mümkündür. Kanunun 48.maddesine göre, eser sahibi veya mirasçıları kendilerine kanunen tanınan mali hakları süre, yer ve muhteva itibariyle sınırlı veya sınırsız, karşılıklı veya karşılıksız olarak başkalarına devredebilirler. Ancak, bunun için mutlaka eser sahibinin hangi haklarını devrettiğinin açıkça belirtildiği yazılı bir sözleşme yapılması gerekir.

Şunu da hemen ifade edelim; eser sahibi, sahip olduğu mali hakların tümünü tek bir kişiye devretmek zorunda değildir. Örneğin; eser sahibi eseri çoğaltma hakkını “A” kişisine devrederken eserin temsil hakkını “B” kişisine devredebilir. Ayrıca, eser sahibi haklarını devretmeksizin üçüncü kişilere sadece eseri kullanma izni de verebilir.
Bağlantılı ve Komşu Hak Sahipleri
Eser sahibinden başka, Kanun kapsamında hak ve yetkileri düzenlenen bir diğer hak sahipleri de “Bağlantılı ve komşu hak sahipleri” olarak anılan; icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları, radyo ve televizyon kuruluşları ve film yapımcılarıdır. Bu kişileri kısaca ifade edecek olursak;
- İcracı sanatçılar: Eser sahibinin manevi ve mali haklarına zarar vermemek kaydıyla ve eser sahibinin izniyle bir eseri özgün bir biçimde yorumlayan, tanıtan, anlatan, söyleyen, çalan ve çeşitli biçimlerde icra eden sanatçılardır.
- Fonogram yapımcıları: Bir icra ürünü olan veya sair sesleri ilk defa tespit eden kişilerdir.
- Radyo ve televizyon kuruluşları: Uydu ve kablolu yayın kuruluşları ile mevcut veya ileride bulunacak teknik imkânlardan yararlanarak yayın ve/veya iletim yapacak kuruluşlardır.
- Film yapımcıları: Filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren kişilerdir.
Şimdi de bu hakların üçüncü kişiler tarafından ihlal edilmesi durumunda hangi yasal yollara başvurulabileceğine kısaca göz atalım.

Kanun, hakları tecavüze uğrayan eser sahiplerini korumak için “Hukuk davaları” ve “Ceza davaları” olmak üzere iki farklı seçenek sunuyor. Durum ve koşulların uygun olması halinde her iki davanın aynı anda açılabilmesi de mümkün.
Hukuk Davaları
- Tecavüzün ortadan kaldırılması davası: Bu dava, eser sahibinin manevi ve mali haklarına karşı yapılan ve sonuçlarını da doğurmuş olan bir saldırının varlığı halinde, gerçekleşen bu saldırının doğurduğu sonuçların ortadan kaldırılması için açılır.
- Tecavüzün engellenmesi davası: Bu dava, mali veya manevi haklarda gerçekleşmesi muhtemel olan bir saldırının engellenmesi amacıyla açılır. Halihazırda başlamış bir saldırının devamı veya tekrarının muhtemel olduğu hallerde de bu dava açılabilir.
- Maddi veya manevi tazminat davaları: Bu davalar, maddi ve manevi hakları saldırıya uğrayan kişinin malvarlığında veya manevi haklarında oluşan zararın giderilmesi için açılır. Bu davaların, yukarıda sayılan saldırının ortadan kaldırılması ve saldırının engellenmesi davalarıyla birlikte açılması da mümkündür. Mali hakların ihlal edildiği iddiasıyla açılan tazminat davalarında, uğranılan zarar ve kar kaybı göz önünde bulundurularak bir bedel talep edilebileceği gibi, hak ihlalinde bulunan kişinin bu eylemiyle elde ettiği kazanç da talep edilebilir. Manevi tazminat davalarında ise tarafların mali gücü oranında ve olayın ağırlığı ile orantılı bir bedel istenebilir.
Ceza Davaları
Hukuk davalarına ek olarak; telif haklarını konu alan bazı eylemler, Kanun kapsamında suç olarak da nitelendirilmiş ve yaptırıma bağlanmıştır.

Kanun’un 71. maddesine göre, suç sayılan eylemler ve cezaları şöyle:
- Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
- Başkasına ait esere, kendi eseri olarak ad koyan kişi 6 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. Bu fiilin dağıtmak veya yayımlamak suretiyle işlenmesi hâlinde, hapis cezasının üst sınırı 5 yıl olup, adli para cezasına hükmolunamaz.
- Bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunan kişi 6 aydan 2 yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
- Hak sahibi kişilerin izni olmaksızın, alenileşmemiş bir eserin muhtevası hakkında kamuya açıklamada bulunan kişi, 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Bir eserle ilgili olarak yetersiz, yanlış veya aldatıcı mahiyette kaynak gösteren kişi, 6 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
- Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı, tanınmış bir başkasının adını kullanarak çoğaltan, dağıtan, yayan veya yayımlayan kişi, 3 aydan 1 yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
Bu eylemlerin soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlıdır. Dolayısıyla, bu eylemleri gerçekleştirenlerin cezalandırılması için hak sahipleri ya da yetkili meslek birliği tarafından fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren 6 ay içinde saldırının gerçekleştiği veya sonuçlarının meydana geldiği yerin Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluğa başvurarak şikayette bulunulması gerekir.
Şikayetin ardından, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç konusu eşya ile ilgili olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre el koyma koruma tedbirinin alınmasına ilişkin gerekli işlemler yapılabilir. Aynı kapsamda, hukuka aykırı olarak çoğaltıldığı iddia edilen eserlerin çoğaltılmasıyla sınırlı olarak faaliyetin durdurulmasına da karar verilebilir.
“Uyar-Kaldır” Sistemi
Peki, hakları ihlal edilen eser sahipleri sadece dava mı açabilir? Başvurulabilecek başka yol var mı? Bu davalara ek olarak Kanun kapsamında gidilebilecek alternatif bir yol daha var. Günümüzde telif hakları bakımından en çok ihlalin internet ortamında ve özellikle sosyal paylaşım sitelerinde gerçekleştiğini daha önce söylemiştik. Bunların başında da her ay ortalama 2 milyar kişinin ziyaret ettiği ve günde yaklaşık 5 milyar videonun izlendiği “Youtube” üzerinden yapılan ihlaller geliyor.

Hak sahiplerini internet ortamında daha etkili korumak amacıyla 2001 yılı itibariyle Kanunun ek 4. maddesiyle kısaca “Uyar-kaldır sistemi” olarak ifade edilen bir sistem devreye sokuldu. Buna göre, hak sahipleri; haklarının başta internet ortamı olmak üzere işaret, ses ve görüntü iletmeye yarayan herhangi bir yolla ihlal edilmesi hallerinde, bu sistem sayesinde haklarını ihlal edenlere başvurarak eserlerinin 3 gün içinde ihlale konu içerikten çıkarılmasını isteyebilirler.
Bu isteğin yerine getirilmemesi halinde ise hak sahipleri bu kez Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak yine 3 gün içinde servis sağlayıcıdan içerik sağlayıcısına verilen hizmetin durdurulmasını isteyebilirler. Bu istemin yerine getirilmesi zorunludur. Aksi halde, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgililer hakkında soruşturma başlatılır.
Sistemi şöyle özetleyebiliriz: Diyelim ki bir müzisyensiniz. Youtube’da videolar arasında sörf yaparken rastgele tıkladığınız bir videoda bestelerinizden birinin sizden izin alınmadan fon müziği olarak kullanıldığını gördünüz. Böyle bir durumla karşılaştığınızda, sözünü ettiğimiz “Uyar-kaldır” sistemi kapsamında Youtube ekibine göndereceğiniz bir “Content-ID” talebiyle bestenizin videoda kullanılmasını engelleyebilirsiniz. Bu talebin nasıl yapılacağıyla ilgili daha fazla bilgi için bkz: https://support.google.com/youtube/answer/3244015?hl=trz

Fikir ve sanat eserleri, hayatımızın her anında yanı başımızda olan insan zihninin en önemli ürünleri. Gelecek, yaratıcı fikirlerin ellerinde şekillenecek. Bu nedenle, fikir ve sanat eserlerinin gelecekte daha da değer kazanacağını hatta deyim yerindeyse geleceğin petrolü olacağını öngörmek hiç de zor değil.
Ama her değerli şey gibi fikir ve sanat eserlerinin de etkili bir korumaya ihtiyacı var. Bu konuda eldeki en iyi enstrümansa hakların bilincinde olmak ve daha da önemlisi bu hakları kullanmayı ihmal etmemek.
Böylece, yolculuğumuzun sonuna geldik. Konuyla ilgili merak ettiğiniz diğer hususları web sitemizin iletişim bölümünden bizlere ulaştırabilirsiniz.
